ANKARA İnanç Özgürlüğü Platformu 123. Hafta Basın Açıklaması...
HUKUK EŞİTTİR ADALET DEĞİLDİR. BAZEN HUKUK ZORBALIKTIR

Anayasa mahkemesi aldığı kararla ülkedeki kamplaşmayı daha da derinleştirmiştir. Resmi ideoloji, laiklik ve inkılâp kanunlarını, İslam'a ve değerlerine karşı konumlandırmışlardır.

Özgürlüklerin, hoşgörünün ve yasaksız bir Türkiye'nin birbirini dinleyen ve anlayan bir toplum olma yönünde siyaseti, toplumu da rahatlatacağı aşikârken, Anayasa Mahkemesi almış olduğu kararla tercihini çatışmadan ve kargaşadan yana kullandı.

Hukuk bir kez daha resmi ideolojiyi her türlü insan hakkının ve özgürlüklerin üzerinde görmüştür. Anlaşılıyor ki yüksek yargıçlar ülkenin barış içinde, özgürce yaşanılabilir olması yönünde bir sorumluluk duymuyorlar.

Anayasa mahkemesi verdiği kararla resmi ideolojinin ve azınlığın sözcüsü olduğunu ortaya koymuştur. Darbecilik maalesef şekil değiştirerek devam etmektedir. Artık darbe hukuk eliyle yapılmaktadır.

Anayasa mahkemesi laikliği; her türlü inanç özgürlüğünün karşısına koymuştur. Bu karar dine karşı din karşıtlığını doğuracaktır.

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk; yargı yetkisinin "Türk milleti adına" kullanıldığı ifadesini "büyük bir yalan" olarak nitelendirmişti ki bu yalan bir kez daha doğrulanmış oldu.

Öz olarak Hitler Almanya'sı ve Mussoline İtalya'sından farksız bir zihniyetle hazırlanmış 12 Eylül anayasası ve kurumlarının darbe bağımlılığını, özgürlük ve insan hakları karşıtlığının bir ifadesi olmuştur bu karar.

Güya Anayasayı korumakla görevli bir kurum Anayasayı da çiğneyerek karar vermiştir. Anayasa madde değişikliklerini yalnızca şekil yönünden inceleme yetkisi olan mahkeme, yetkisini aşıp içerik yönünden inceleme yapmıştır. Bu karar gayri meşrudur.

Resmi ideoloji ve yandaşlarının kendi anayasalarına uymak gibi bir sorumluluk içinde olmadıkları, hukuk, millet iradesi, seçim, meclis gibi kavramların zihinlerinde bir değerlerinin olmadığı gerçeği ortaya çıkmıştır.

Resmi ideoloji yandaşları kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için gerektiğinde Anayasayı, postallı darbelerle ve gerektiğinde cübbeli darbelerle nasıl askıya aldıklarını ve yok saydıklarını kendilerini milletin ve meclisin efendisi saydıklarını bir kez daha milletçe görmüş olduk.

Millet adına karar verenlerin milleti ve milletin tercihlerini yok sayması mümkün değildir. Bu karar yargının milleti yok sayması ve millete kendi ideolojik tercihini dayatmasından başka bir şey değildir.

Bu karar ülkedeki başörtüsü sorununu bitirmeyecektir. Aksine daha da ayrışan kamplarda derin bir çatışma alınana dönüşecektir.

Jakoben laikçilik taraftarı 9 kişi biz böyle karar verdik diye; yaratılışın gayesini, dünyadaki hayatlarını, Allahın istediği şekilde kulluk bilinci içinde tamamlamak olduğunu düşünen insanların bu inançlarından vazgeçeceklerini mi sanıyorlar!

Özgürlükler, insan hakları ve özgürlükçü bir demokrasi yönünde ülkenin yol almasının önündeki en büyük engellerden birinin yargı olduğu ve yargının anti özgürlükçü bir tutum içinde bulunduğu kararla sabitlenmiştir.

Toplum vicdanı bu karara saygı duymayacaktır. Ülkeyi kargaşaya sürükleyecek bir kararın altına imza atan yargı milletin vicdanında tüm meşrutiyetini kaybetmiştir.

Bu karar siyasidir. Bu karar ideolojiktir. Bu karar inanç özgürlüğünün karşısındadır. Bu karar insan haklarının karşısındadır. Bu karar milleti yok saymıştır.

Bizde bu kararı ve hukuku kendi ideolojileri için baskı ve dayatma aracı olarak kullanan yargıçları yok sayıyoruz.

Bu karara ve karar vericilere asla saygı duymuyoruz ve saygı duymayacağız. Bu karara saygı duymak hukuksuzluğa ve darbeciliğe saygı duymaktır.

Ülkede özgürlüklerin önünün açılması için yargı reformu kaçınılmaz olmuştur. İktidara düşen; Anayasayı ihlal edip bir skandala imza atan ve hukuku darbe malzemesi yapıp görevini kötüye kullanan yargıçlar hakkında gereğini yapmaktır.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına

Öğretmensen Genel Başkanı

Yusuf TANRIVERDİ

----------------------------------------

HİÇBİR ENGEL BİZİ DURDURAMAYACAK

Bugün ayaklarımızın bizi artık kendiliğinden getirdiği bu parkta, yine kolumuz kanadımız kırık, yine boynumuz bükük ama içimiz mücadele azim ve kararlılığıyla dolu olarak toplanmış bulunuyoruz.

Yıllardır birileri bizim yerimize konuşuyor, hakkımızda kararlar alıyor, hatta bu kararları alırken hepimizin geleceğini, hayatını hiçe sayıyor ama bunları açıklamak için piyasaları düşünerek saat beşten sonrasını bekliyor, ekonomi sayfalarında "piyasalar karara hazırlıklıydı zaten" diye haberler çıkıyor. Kimse sormuyor siz hazırlıklı mıydınız diye? Biz de başörtülü kadınlar olarak bu sefer sorulmadan söyleyelim, sözümüz içimizde kalmasın dedik.

Aslında Anayasa Mahkemesi'nden başörtüsü ile ilgili olumlu bir karar çıkmasını beklemiyorduk zaten. Olumlu bir karar çıksa bile başörtüsü sorununun çözülüvereceğini de ummuyorduk hiçbirimiz. Mahkemenin bize bu kadarlık bir özgürlük yanılsamasını bile çok göreceğini tahmin etmiştik az çok. Bu konudaki bütün hazırlığımıza rağmen mahkemenin kararı, hapsedildiğimiz cam kavanozun içinde dik durmaya çalışınca kafamızı kapağa çarpmamıza sebep oldu. Bu kavanoz öyle dar ki bırakın bize hareket alanı tanımayı, kilo almamıza bile izin vermiyor. Galiba özgürlük bizim için sonunu hiç göremeyeceğimiz yarım kalan bir rüya olacak.

Ama bu kararı alanlar ve onu alkışlayanlar şunu bilmeliler ki, bugün her gün olduğundan daha güçlü ve kararlı bir şekilde buradayız.

Bu insanlar şunu anlamalılar ki, biz bu dünyadaki bütün fitneler ve zulümler kalkıp hepimiz tamamen özgür oluncaya kadar başörtülerimizle mücadele vermeye devam edeceğiz.

Bu ülkede özgürlüklerin önüne koca koca taşlar koyanlar görmeliler ki, bu uğurda verdiğimiz 30 yıllık mücadelede üç kuşak hayatından vazgeçti, gerekirse üç kuşak daha kendini feda edecek. Önümüze koyulan hiçbir engel bizi durdurmaya yetmeyecek.

Bu ülkenin hukukunun ve tarafsızlığının en üst noktası olarak hareket etmesi gereken Anayasa Mahkemesi, ana muhalefet partisi gibi davranıyorsa,

Ana muhalefet partisinin koltuğuna dayatmalarla sahip çıkan lideri "ben de böyle olsun istemezdim" diyerek varlığından rahatsız olduğu, kararlarını hükümsüz kılmak için çaba sarfettiği halkın gözünün içine baka baka yalan söylüyorsa,

Yeryüzünde kurulmuş bütün devlet çeşitlerinde, yapılmış bütün anayasalarda kabul gören yöntemler denenerek açılmak istenen küçücük bir özgürlük alanı bu kadar kıyamet kopmasına sebep oluyorsa,

Hak, hukuk, adalet taleplerinin tamamı bir şekilde, hukuksuzluğun hukuku yazılarak engelleniyorsa,

Bize de Adaletin Sahibi'ne seslenmekten başka çıkar yol kalmıyor:

Rabbimiz, Ebrehe Kabe'nin üstüne filleriyle yürürken "Evine sahip çık Yarabbi" diyen Abdülmuttalip'in söylediği gibi sana sesleniyoruz: Sahip çık bize.

Rabbimiz, "bir yetim iken, bulup da barındırdığın, yol bulmazken doğru yola yönelttiğin" peygamberine yaptığın gibi himaye et bizi.

Rabbimiz, "kalplerini uzlaştırdığın Kureyş" gibi uzlaştır kalplerimizi.

Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi taşıtma bize. Affet bizi. Bağışla bizi. Esirge bizi. Çünkü Sen bizim mevlamızsın. (7.6.2008)

ANKARA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ PLATFORMU ADINA
TÜRKİYE KADINLAR KÜLTÜR VE DAYANIŞMA BİRLİĞİ



FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı EylemlerTarih 2008-06-07
Okunma Sayısı : 2162
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
ankara
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Mazlumder / Ankara Şubesi
Adres: Mithatpaşa Cad. 62\6 Kızılay/ANKARA
E-posta: ankaramazlumder[a]gmail.com | Telefon: 0312 419 30 40 | Faks:

Ziyaretçi Sayımız : 2536716

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari