Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun 181. hafta Basın Açıklaması


Bilindiği gibi İslam Medeniyeti'nin güzide merkezlerinden birisi olan Doğu Türkistan'da, Uygur Türklerine yapılan vahşi katliamlar hâlâ devam ediyor ve dünya kamuoyu, Müslümanlara yapılan her saldırı ve toplu katliamlarda olduğu gibi, sadece seyretmekle, cılız protestolarla yetinmektedir. Ve zalim, katil komünist Çin ordusu, bu duyarsızlıklardan yararlanarak, her geçen gün saldırganlığını artırmaktadır. Askerî birliklerini Urumçi'ye sevk ederek üç ayrı şehirden saldırıya geçmişlerdir. Şimdiye kadar öldürülen Müslüman sayısı üç bini geçmiştir.
Evet, Kızıl Çin 26 Haziran tarihinde, GUANCİ şehrinde 5000 Çinli işçinin, Uygurlu kadın ve erkek işçilerin kaldığı yatakhaneyi basarak, en az 300 kişiyi vahşice katletmişlerdi. Olaylar daha da büyümüş, kız çocuklarının başlarını keserek kapılara asmışlar, öğrencilere saldırarak büyük bir katliam işlemişlerdir. Kızıl Çin, bir asırdır sürdürdüğü Uygur Türklerine yönelik saldırı ve toplu ölüm hâdiselerine bir yenisini daha eklemiştir.
Evet, Çin, Türkistanlı kardeşlerimize yönelik etnik temizlik ve politikaları ile 1949'da başlattığı katliamlar sonucu, 1965 tarihi itibariyle 13 milyondan fazla insanı öldürmüştü. 1965'ten sonraki katliamlarda ise bu rakam 35 milyona ulaşmıştır.
Kızıl Çin'in uyguladığı politikaları, yapılan bir araştırmaya dayandırılan rapordan sizlere aktarmak istiyorum:
ETNİK TEMİZLİK: Uygur Türklerinin sayılarını azaltmak amacı ile nüfus plânlaması adı altında 2 ya da 3 çocuk yapmalarına müsaade ediliyor, plânlama dışı hamileliklerde kürtaja zorlanıyor, gizli doğum yapanlara çok büyük maddi cezalar veriliyor, şayet eşlerden biri memur ise görevine son veriliyordu. Bu husus, Çin kanunlarında açık bir şekilde yer almıştır.
IRKÃŽ AYRIMCILIK: Devlet eli ile yürütülen bir siyaset olup, polisler Uygur Türklerini keyfî olarak sorgulayabilmekte, Çin halkı ayrımcılık yaparak kin ve nefretlerini kusmakta, Uygurlar; "terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı" olarak yaftalanmakta, Uygurlar en büyük tehlike olarak gösterilmektedir.
CAN VE MAL GÜVENLİĞİ YOK: Doğu Türkistan'da kimsenin can güvenliği yoktur. Devlet istediği zaman istediği kimseyi tutuklayabilir ve istediği şekilde cezalandırabilir. Geride kalan ailesinin durumu ise vahimdir, çünkü onlara sahip çıkmak ya da yardım etmek de Çin kanunlarına göre suçtur.
DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ YOKTUR: Doğu Türkistanlılar düşünce, ifade ve din hürriyetinden mahrum edilmişlerdir. Siyasî haklar, toplanma, eşitlik, azınlık hakları, çalışma, eğitim, mülkiyet edinme hakkı hatta göç ve iltica hakkı gibi haklardan mahrumdurlar.
İbadet etme, ibadet yerlerine gitme, Ramazanlarda devlet dairelerinde, eğitim kurumlarında oruç tutma yasaklanmakta, dinini öğrenmek için evlerinde dini kitap bulunduranlara ceza verilmektedir.
KÜLTÜREL ASİMİLASYON: Farklı Türk lehçeleri ile konuşan yerli halk, Çince konuşmaya zorlanmaktadır. Ayrıca Sincan Üniversitesi'nde birçok derste Uygur dilinde ders yapılması da yasaklanmıştır.
Bir toplumu yok etmeye yönelik tüm bu politikalar sonunda, özellikle Müslüman kız çocuklarının fuhşa zorlanması üzerine, Uygurlar bu durumu protesto ederek direnişe geçmişlerdir. Bunun üzerine Çin, büyük bir katliam başlatmıştır. Sivil halk üzerine ordu birliklerini göndererek toplu kıyımlara başlamıştır.
Bu, Çin hükümetinin dünya kamuoyunu aldatmak için ileri sürdüğü, "sıradan bir toplumsal çatışma" değildir. Tüm gizleme çabalarına, Uygur Türklerinin dünya ile haberleşme ağını, internet iletişimini de kesmelerine rağmen sergilenen kanlı vahşet, her türlü insanî değerlerden yoksun saldırı ve tecavüzler dünya kamuoyundan gizlenememiştir. Ve gelinen noktada tüm dünya kamuoyunun, tüm insanî değerleri savunan sivil toplum kuruluşları ile uluslar arası kuruluşların olaya müdahale ederek, katil Kızıl Çin'e "dur" demeleri, cılız kınamalarla geçiştirmemeleri gerekmektedir. İnsanların başta hayat hakkı olmak üzere düşünce, inanç ve ifade özgürlüklerini savunduğunu ileri süren tüm kurum ve kuruluşların katil, cani, insan hakları ihlalcisi Çin'e karşı ciddi yaptırımlar uygulamalıdırlar.
Bu nedenle Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu olarak, insana ve insanî değerlere yönelik hukuk dışı tüm uygulamaları, baskı ve zulümleri kınadığımızı ve her zaman da kesin bir tavırla bu tür katliamları işleyenleri tel'in edeceğimizi tekrar ilân ediyoruz. Ayrıca Türk Hükümeti, bu vahşi ve canice işlenen toplu katliamlar karşısında sessiz kalmayarak, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin maruz kaldığı bu vahşeti durduracak ciddi adımlar atmalı, uluslar arası kurum ve kuruluşları harekete geçirecek girişimlerde bulunmalıdır. Dolayısıyla Çin'in bu saldırganlığı, caniliği, uluslar arası bir platforma taşınmalı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İslam Konferansı Teşkilatı ve D-8 ülkeleri gündemine taşınarak ciddi, caydırıcı ve yaptırım gücü olan kararlar alınması sağlanmalıdır.
Ayrıca, Türk İş Adamları ve uluslar arası ticari kuruluşlar Kızıl Çin ile olan ticaretlerini askıya almalı, halkımız da duyarlı bir şekilde Çin mallarını boykot etmelidirler. Efendim, "Çin ekonomik yönden öyle büyümüştür ki, bu tür boykotlarla onu dize getiremezsiniz" gibi yorumlar da görüyoruz. Mesele Çin'i ekonomik yönden yıkma meselesi değildir. Asıl konu, tavrımızı koymak, safımızı belirlemek, zalim ve katillerle işbirliği yapılamayacağını ortaya koymaktır.
Hepinizi saygı ile selamlıyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
Bir sonraki basın açıklamamızda görüşmek üzere, hepinize hayırlı günler, kavgasız, savaşsız, katliamsız bir dünya dilerim.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına
Muhittin Özdemir
Vahdet Vakfı

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı EylemlerTarih 2009-07-11
Okunma Sayısı : 865
OHAL Raporu
Şube ve Temsilcilerimiz
ankara
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Mazlumder / Ankara Şubesi
Adres: Mithatpaşa Cad. 62\6 Kızılay/ANKARA
E-posta: ankaramazlumder[a]gmail.com | Telefon: 0312 419 30 40 | Faks:

Ziyaretçi Sayımız : 2465325

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari