24 Nisan Basın Açıklaması

 

 

24 Nisan  Basın Açıklaması

 

 

Katliamlar binlerce defa olmuştur. Bu acıları unutmamalıyız. İntikam için değil, aynı duruma düşmemek ve onları çocuklarımıza tanıtmak için.”   Aliya İzzetbegoviç

Bugün 98. yılına gelmiş bulunduğumuz 1915 yılının 24 Nisan gününde, yüz yıllardır bu topraklarda siyasi, ekonomik ve kültürel haklarını koruyarak, diğer halklarla barış içerisinde yaşamış olan ve millet-i sadıka olarak nitelendirilen Ermeni halkına karşı, dönemin siyasi iktidarı İttihat ve Terakki yönetimi tarafından sistematik bir kıyım ve tehcir (zorunlu göç) politikası uygulanmıştır. Devletin arşiv belgelerinde ve dönemin Alman hükümetiyle yapılan yazışmalarda bu politika açıkça görülebilmektedir.

Osmanlı coğrafyası üzerinde kurulması planlanan yeni devlet projesi kapsamında toplumsal yapının mutenalaştırılması ve servet transferi adına farklı kesimlere yönelik olarak gerçekleştirilen tepeden inmeci uygulamalar, ulusçuluk akımı ve çeşitli Ermeni çetelerinde manipülasyonları neticesinde Ermenilerin bütününü kapsamıştır. Kadın, çocuk ve yaşlı demeden yerlerinden edilen binlerce insan ülkenin çeşitli yerlerine sürülürken, kalanlar ise günümüze dek süren bir devlet-toplum anlaşması çerçevesinde kendi kültür ve kimliklerinden mahrum bir hayat sürmek zorunda bırakılmışlardır. (Dönemin yerli sermaye sahiplerinin tehcir ve kıyımın ardından devlet ile işbirliği halinde Ermeni taşınmazlarını (emval-i metruke) zimmetine geçirmeleri, devamında Cumhuriyet öncesi ve sonrasındaki Ermeni nüfusun yüzde 90 oranında azalmış olması ne tür bir zulümle karşı karşıya olunduğunu gözler önüne sermektedir.)

Ermeni halka karşı uygulanan zulüm ve haksızlıklar yalnız 24 Nisan 1915 ile sınırlı kalmamış, devletin körüklediği 6-7 Eylül olayları, 1980 darbesi sonrası dolaşıma sokulan Türk-İslam sentezinin bir baskı unsuruna dönüştürülmesi ve son olarak 2007 yılında yaşanan, devletin kayıtsızlığı neticesinde failleri hala açığa çıkarılmamış gazeteci Hrant Dink suikasti ve Sevag Balıkçı cinayeti beraberinde gelen nefret söylemi ile birlikte belli bir tarihselliği içerisinde barındırmaktadır. Bugün Ermeni meselesi, devletin yüz yılı aşkın bir süredir yürürlükte bulunan tek tipleştirici uluslaştırma politikaları ile kanayan bir yaraya dönüşmüştür.

Hrant Dink bir konuşmasında, “Türkler, Ermenilerin neden sürekli soykırım vurgusu yaptığını biraz sorgulamalılar. Ermeniler de Türklerin neden soykırım iddiasını kabul etmemede ısrarcı olduklarını anlamalı ve burada asil bir duruşun olduğunu kavramalılar” ifadesiyle her iki halkın ve devlet yetkililerinin birbirine karşı empati kurması gerektiğini vurgulamaktadır. Söz gelimi, Çanakkale Savaşlarında Osmanlılara karşı savaşmış olan Anzaklar, aralarında daha önceye dayanan tarihsel bir bağ olmadığı halde savaşta ölen tüm kesimlere kimlik ayırt etmeksizin saygı duymakta ve bunu her yıl düzenlenen törenler ile yinelemektedirler.

Türkler ile Ermeniler asırlarca bu topraklarda beraber yaşamış, ortak adetler geliştirmiş ve birbiriyle hukuku bulunan iki halktır. Bu iki halkın geçmişi unutmak yerine onunla yüzleşmesi ve ölülerini usulüne göre gömebilmek için birbirlerinin yaşadığı acılara ve travmalara karşılıklı anlayış çerçevesinde yaklaşması gerekmektedir. İnanca ve kimliğe dayalı önyargılar ortadan kaldırılarak, zulmün zaman aşımına uğraması engellenmelidir. Zira barış, ancak acıların anlaşılarak paylaşılması ve gerçek bir helalleşme ile mümkündür.

 

MAZLUMDER Ankara Şube

Başkan Yrd. Yüksel Serdar OĞUZ

 

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2013-04-25
Okunma Sayısı : 650
Şube ve Temsilcilerimiz
ankara
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Mazlumder / Ankara Şubesi
Adres: Mithatpaşa Cad. 62\6 Kızılay/ANKARA
E-posta: ankaramazlumder[a]gmail.com | Telefon: 0312 419 30 40 | Faks:

Ziyaretçi Sayımız : 3600323

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari