ŞAHİTLİK EDERİZ Kİ; KAZA DEĞİL, BİR KAÇ KİŞİNİN İHMALİ DEĞİL, SİSTEMATİK CİNAYETTİR!

06.09.2014 tarihinde İstanbul Mecidiyeköy Torun Center İnşaatı asansör faciasında yaşamını yitiren 10 işçi için Mazlumder Ankara Şubesi ve Emek-Adalet Platformu, Meclisin Çankaya Kapısında basın açıklaması düzenledi. 

Mazlumder Ankara Şube Başkanı M.Can Çaglayan, "Türkiye barış surecine girdikten sonra normalleşme yaşayacağını ve asıl sorunlarına eğileceğini bekliyorduk. Bunun başında da "emek" ve "kalkınmacılık" sorunu geliyordu. Ancak devlet, emek sahibi korumak yerine sermaye sahibini koruyarak kendinden bekleneni yapmıyor " diye konuştu.
Çaglayan; asansör faciasında da görülmüstür ki bir işçiyi Baret ve Eldiven gibi kişisel koruyucu malzemelerden önce güçlü ve caydırıcı yasalar korur. Sermaye sahibinin pervasızca tavrının arkasında, devletin sermayeyi koruması yatıyor" diye ekledi.

Ardından Emek-Adalet Platformundan Ali ALTUNTAŞ basın açıklamasını okudu.

Basın Açıklamasının Tam Metni 

ŞAHİTLİK EDERİZ Kİ; KAZA DEĞİL, BİR KAÇ KİŞİNİN İHMALİ DEĞİL, SİSTEMATİK CİNAYETTİR!

 

Soma’ya dair muhasebelerimiz ve hükümete üzerine düşeni yapması hususunda çağrılarımız henüz taze iken, Mecidiyeköy’de inşaatı devam eden 40 katlık rezidans inşaatında 10 işçi kardeşimizi yitirdik. 32.kattan düşen arızalı asansörde 10 işçinin beraberinde yük de taşınıyordu.

Aynı inşaatta bir süre önce 17.kattan kullandığı halatın kopması sonucu düşerek ölen 19 yaşındaki bir genç inşaatı yapan şirket için ibret olmadı, hatta şirket tarafından ‘taşerondur, bu nedenle ölümünden kendisi sorumludur’ denildi.

Kaybettiğimiz 10 işçi, 20 Haziran’da Torun Towers şantiyesinde çalışma koşullarının ve iş güvenliği tedbirlerinin yeterli olmadığını ifade ederek bu durumu protesto eden işçilerin arasındalardı. 19 yaşındaki Erdoğan Polat’ın ölümü, şirketin tutumu ve işçilerin yaptığı protesto gümbür gümbür gelen bu faciayı haber verdi ancak işçilerin seslerini duyan olmadı.

Türkiye, hükümet politikası olarak uyguladığı vahşi kapitalizmi ile iş cinayetleri sayısında Dünyada üçüncü, Avrupa ülkeleri arasında birinci sıradadır. Her iş cinayeti sonrası, yetkililer tarafından yapılan prosedür kabilinden açıklamalar artık var olan tepkiyi dindirmiyor, mızrakları çuvala sığmıyor. Ve her iş cinayeti sonrası ölenlerin zor durumdaki ailelerine maddi yardım yapılacağına dair vaadlerle meselelerin üzeri kapatılmak isteniyor. Hayatının baharındaki genç insanların ölümünün sorumluluğu bu tarz yardımlarla hasır altı edilmeye çalışıyor.

Biz diyoruz ki; “ölmeden önce neredesiniz, yaşayan işçilerin can güvenliklerini üretim zaiyatı olarak görüp ancak ölen işçilerin ailelerine mi sahip çıkabiliyor, geçimlerini ve geleceklerini önemsiyorsunuz?” Bu durum bize hükümet açısından iş sağlığı ve güvenliğinin ancak toplu işçi ölümleri sonucu hatırlanan ve geçiştirilmeye çalışılan bir mesele olduğunu gösteriyor. Günümüzdeki koşullarda Türkiye’de işçiler köle dahi sayılamazlar, zira kölelerin dahi yerleşmiş bir hukuku vardır.

Devletin bir paradigması haline gelen adaletten yoksun “kalkınmacılık” ve neoliberal ideoloji emek sahibini sömürdüğü gibi insanlık onuruyla da oynamaktadır. Hükümet Soma Katliamı’ndan sonra kamuoyunu yatıştırmak için verdiği sözleri tutmadığı gibi henüz Türkiye’de en çok iş cinayetinin gerçekleştiği maden ve inşaat sektörlerine dair Uluslararası Çalışma Örgütü’nün kabul ettiği sözleşmelere de imza koymadı. Ayrıca yine Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ‘işçi haklarına saygı göstermeyen ülkeler’ listesine alındı.

Yalnızca ağustos ayında iş cinayetlerinde ölen 158 işçiden 40’ının inşaat işçisi olduğu bilinmektedir. Son 11 yılda 11000 işçi kardeşimizi kaybettiğimiz iş cinayetlerinin bu ülkede yaşanmış olması, çoktan alarm zillerinin çalmasını gerekli kılıyordu. Öte yandan işçilerin günde 12-13 saatlere kadar varan uzun çalışma süreleri de düşünüldüğünde bu sürelerin insan onuruna aykırı olduğu izahtan varestedir.

Yasal boşlukların şirketlere açtığı sınırsız alanda taşeron sistemi alabildiğine yeşeriyor, maliyetlerden ve zamandan tasarruf edebilmek adına işçilerin sağlığı, can güvenliği ve alması gereken eğitimler şirketler tarafından önemsenmiyor. İşçi ölümlerinin sayısı çift haneli rakamlara ulaşana kadar da hükümetle şirketler arasındaki ‘al gülüm ver gülüm’ ilişkiler, kılıfına uydurmak için yapılan denetimler, şirketlerce alınmayan önlemleri hoş görmeler devam ediyor. Ancak ölen işçi kardeşlerimizin sayısı arttığında hükümet, medyanın önüne şirketleri atarak facialardan sıyrılma yoluna gidiyor.

Şahidiz!

Bu iş cinayetleri, kaza değil, Ahmet’in Mehmet’in ihmali değil, uygulanan iktisad politikasının ve şirketlere iş sağlığı ve güvenliği maliyetlerinden kısabilmeleri için hükümetçe gösterilen hoşgörünün bir sonucudur.

Şahidiz!

Türkiye, rant ekonomisi için adeta bir şantiyeye dönüştürülmüştür. Dikilen gökdelenlere ekonominin motoru gözüyle bakılmaktadır. Şehirlerde -kentsel dönüşüm değil- kentsel yağma vasıtasıyla yeni yeni bölgeler rantiye düzenine açılmaktadır.

Şahidiz!

Hükümet, Soma’da ölen 301 kişiye rağmen kârlarından başka bir düşünmeyen şirketlerin işçileri kurban etmesine engel olma sorumluluğunu almamış, gerekli yasal süreçleri işletmemiştir.

Maalesef, ibret alınıp sistematik önlemler alınmazsa Soma yahut Mecidiyeköy katliamları son olmayacaktır. Gözünü para hırsı bürümüş şirket patronlarının, iş cinayetlerine karşı körleşen hükümet yetkililerinin bir hesabı varsa;

Allah’ın da bir hesabı vardır.

 Mazlumder Ankara Şubesi & Ankara Emek ve Adalet Platformu

 

 

 

 

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2014-09-12
Okunma Sayısı : 614
Şube ve Temsilcilerimiz
ankara
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - Mazlumder / Ankara Şubesi
Adres: Mithatpaşa Cad. 62\6 Kızılay/ANKARA
E-posta: ankaramazlumder[a]gmail.com | Telefon: 0312 419 30 40 | Faks:

Ziyaretçi Sayımız : 3600376

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari